

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 05-23-2012
Saat: 05:22
Veteriner AraVeteriner Hekim ve Hayvan Severlerin Buluşma Noktası |




(5,00 out of 5)



(3,50 out of 5)



(3,00 out of 5)



(2,83 out of 5)



(2,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)
Yazar: admin
Bu İlginç Olay Meksika’nın Batı Sahillerinde Yapılan Yelken Yarışında Yaşandı.
‘’Punta Mita Yat ve Surf Kulübü” komodoru, Eugenie Russell J/120 tipi J/Worldisimli teknesi ile bu büyük yarış sırasında denizcilik hayatında az görülen bir durum ile karşı karşıya geldi,
Her sene Meksika’nın batı sahil şeridinde ekim ayının son haftası düzenlenen Baja Ha-Ha Yelken Rallisi için yelkenciler bu sene de San Diego’dan Cabo San Lucas’a yelken açtılar.
“Punta Mita Yat ve Surf Kulübü” komodoru, Eugenie Russell, 28 Ekim günü J/120 tipi J/Worldisimli teknesi ile bu büyük yarış sırasında denizcilik hayatında az görülen bir durum ile karşı karşıya geldi, ekip yelken yaparken bir balina gördü. Ardından bir tane daha gördüler. Biraz zaman geçince anladılar ki etrafları bir balina havuzunun içinde yüzüyorlarmışçasına balinalarla kaplı. Kısa bir süre geçmesinin ardından teknenin altından “tak” sesi duydular ve peşi sıra “tak, tak, tak…” Sonunda bir tanesi J/World’in dümenine saldırdı.
Tekne mürettebatı kısa süre sonra tekne kapalı alanlarını kontrol etti ve teknenin altının delinip içeri su girdiğini anladılar.
J/World Yelken Kulübü ve aynı zamanda tekne sahibi Wayne Zittel’in anlattıklarına göre Eugenie ve teknedeki diğer dört kişi su aldıklarının farkına vardıktan hemen sonra birkaç dakika suyu pompalamaya çalıştılar.
Kısa süre içinde suyu pompalamanın işe yaramayacağını anladılar. Tekneyi terk etmezlerse tekne ile birlikte batacaklardı. Mürettebat tekneden acil durum çantasını çıkardı ve EPIRB’i aktif hale getirdi ardından çarçabuk bir şekilde cansalını denize attı.
Tekne o kadar çabuk sulara gömüldü ki cansalının içine kendilerini zor attılar. Eugenie 29 Ekim sabahı teknenin beş dakikadan az sürede battığını söylese de şimdi yaklaşık yedi dakikada batmış olabileceğini söylüyor.
Tekneden cansalına geçerken yanlarına aldıkları 2 adet el telsizi (VHF) kurtarılmalarını hızlandırdı. EPIRB’i aktif hale getirmelerinden 4 saat sonra üstlerinden bir Sahil Güvenlik helikopteri geçti. Zittel: “Helikopter cansalını görmedi zannettik”. Hemen VHF ile helikopteri çağırdılar.
Yazar: ozde

Gazetecilik mesleğinin uluslararası haber değerlendirme kriterinde ”Köpeğin adamı değil, adamın köpeği ısırması haberdir” kuralı zikredilir. İşte bu ilginç olasılık, Kanada’da gerçek oldu, bir adam köpeği ısırdı!
Kanada’nın Saskatchewan eyaletine bağlı Saskatoon kenti sakinlerinden Jonathon Schacher, komşusunun köpeği ile kavgaya tutuşan pitbull terrier cinsi köpeğine sözünü dinletemeyince burnundan ısırdı. Saskatoon;da günün adamı haline gelen Jonathon Schacher, olayı şöyle anlattı:
”Evimin arka bahçesi, hayvanın çıkamayacağı kadar yüksek çitle çevrili. Köpeğimi zaman zaman hem gezmesi hem de bazı komutları öğrenmesi için oraya salıveriyorum. O gün de köpeğim arka bahçede idi. Birden dışarıdan çığlık ve bağrışma sesleri duydum. Pencereden baktığımda, komşumun köpeği ile benimki birbirine girmişlerdi. Koşup ayırmaya çalıştım olmadı. Verdiğim hiçbir komutu yerine getirmedi. Komşunun köpeğinin burnunu yakalamıştı ve bırakmıyordu. Ben de son çare olarak onun burnundan ısırdım. Canı yanmış olmalı ki, diğer köpeği bıraktı.”
Jonathon Schacher, ”Ben onu ısırdıktan sonra inanılmaz şekilde biranda sakinleşti ve gelip yanıma oturdu” dediği köpeğinin, adeta özür dilercesine kendisinin yüzünü yaladığını sözlerine ekledi.
haber7.com
Yazar: ozde

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü baş uzmanı Doç. Dr. Sezen Arat, Türkiye’nin ilk klon buzağısı Efe’ye kardeş geleceğini açıkladı
İnsan da kopyalayabileceklerini ama bunun yasak olduğunu söyleyen Arat, merkezi arayanların “Kedim öldü, buzdolabına koydum. Hücresini alıp kopyalayın” dediğini söyledi
Kanser tedavisi ve klonlamada isimlerini tüm dünyaya duyuran Türk genetikçiler, başarıdan başarıya koşuyor. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü baş uzmanları Prof. Dr. Haydar Bağış ile Doç. Dr. Sezen Arat, başarılı çalışmalarını Milliyet’e anlattı.
Efe’ye kız kardeş geliyor
Türkiye’nin ilk klon buzağısı bir aylık Efe’ye kendi çocuğu gibi bakan ve onu devamlı gözetim altında tutan projenin yöneticisi Doç. Dr. Sezen Arat, “Eğer bir aksilik olmazsa aralık ayında Efe’nin onun gibi klonlanmış bir kız kardeşi olacak” dedi.
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin hayvan barınağında Türkiye’nin ilk klon koyunu olan Oyalı’ya arkadaş olan Efe, Uludağ Üniversitesi’nde 4 yaşındaki bir boz ırk boğadan doku parçası alınarak hücre geliştirilmesi ve İstanbul Üniversitesi’ndeki taşıyıcı anneye transfer edilmesiyle klonlanmış. Arat, “Dünyada ilk defa Anadolu yerli sığırlarından biri olan ‘boz’ ırkını klonlamış olduk” diye konuştu.
Anadolu’da yetişen küçük ve büyükbaş hayvanların ırklarını korumak amacıyla biri TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde (MAM) olmak üzere iki gen bankası oluşturduklarını belirten Arat, kendilerinin sığır, İstanbul Üniversitesi’nin ise koyun üzerinde çalıştığını söyleyerek, “İstanbul Üniversitesi 2007’de Oyalı ile Zarife adlı iki klon koyun doğurmuştu. Onlardan bir tanesi yani Oyalı yaşıyor. Aralık’ta 2 yaşını dolduracak. Zarife’yi ise koyunlarda görülen bir enfeksiyon nedeniyle kaybettiler” dedi.
İnsan da klonlayabiliriz
Klonlamanın insana da rahatlıkla uygulanabileceğini, ancak şimdiye kadar klonlanmış bir insan olmadığını belirten Arat, şöyle konuştu:
“İnsanın klonlanmamasının birinci nedeni yasak olması. İkinci en büyük engelin ise materyal sıkıntısından kaynaklanacağını düşünüyorum. Bir insanın da herhangi bir yerinden küçücük bir parça aldığınız zaman milyonlarca hücre üretebiliyorsunuz. Ama hücreyi yumurta hücresinin içine koymanız lazım. Oysa insan yumurtasını çok miktarda elde edemiyorsunuz. Bir sürü insan bulup yumurtalarını istemeniz lazım ki, bu da mümkün değil. Çünkü bir günlük deneyde 250 tane yumurta hücresi kullanıyoruz. Bu sayıyı insandan bulmak pek mümkün değil.”
Kanser tedavisinde umut fare
Ekibiyle birlikte ilk olarak “Türk malı buzul ayısı” adı verilen, donmaya dirençli fare geliştirerek adını duyuran TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Transgen ve Deney Hayvanları Laboratuvarı Sorumlusu, Adıyaman Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Haydar Bağış, son olarak transgenik farelerin sütlerinde hücrelerin kontrolsüz bölünmesini önleyen ve özellikle kanser tedavisinde kullanılan insana ait “interferon gamma” isimli bir protein üretmeyi başardı. “Dünyada ikinci, Türkiye’de ise ilk kez” başarıya ulaşılan bu çalışmayla, kanserin yanı sıra hepatit, viral enfeksiyonlar gibi çok sayıdaki hastalığın tedavisinde kullanılan bu proteinin, daha fazla ve daha ucuza üretilebilmesinin yolu açılmış oldu.
Hayvan sahipleri fanatik oluyor
Sezen Arat, insanların, “Benim kopyam olsun” diye gelmediklerini, ama kedileri için geldiklerini belirterek, “Hayvan sahipleri daha fanatik oluyor. Telefon ediyorlar; ‘Kedim öldü buzdolabına koydum. Bunun hücresini alın’ diyenler oluyor. Böyle birisi kedisini getirdi. Hatta biz ondan hücre aldık ve gen bankasında saklıyoruz. Biz kedi klonlamayacağımızı söylüyoruz. Ama başka bir üniversite kedi üzerine çalışmak isterse diye elimizde materyal bulunduruyoruz. ABD’de bu bir sektör haline geldi. Parayla klonluyorlar. Bizim projemizde de bize özgü türler olan aralarında kangal köpeği de bulunan 4 tür köpek, Ankara kedisi, Ankara keçisi, Ankara tavşanı, Van kedisi vardı önceleri. Ama projeye sınır çizildiği için bu hayvanlar listeden çıkartıldı. Ancak biz yine de bu hayvanların genlerini bankaya koyduk” diye konuştu.
İSİM ANNESİ
Sezen Arat, Efe ismini annesinin koyduğunu anlattı: “Anneme, bunun boz bir ırk ve Batı Anadolu hayvanı olduğunu söylemiştim. Annem de o zaman, adının Efe olmasını istedi, ‘Batı Anadolu yiğidi olan efeler gibi güçlü kuvvetli olsun’ dedi.”
milliyet
Yazar: ozde

Minyatür Pinscher, küçük, kompakt, adaleli ancak zarif bir köpektir. Sırt çizgisi ya düz ya da arkaya doğru hafif eğimlidir. Ön bacaklar yere dik basar ve birbirine paraleldir. Patiler küçük ve kedivaridir. Çeneler güçlü ve bedenin kalanı ile orantılıdır. Dişler makas ısırışı ile kapanır. Parlak koyu renkli gözler ovaldir. Minyatür Pinscher’ın kısa ve bakımı kolay kürkü siyah ve ten rengi ya da kahverengi olabilir. Köpek kendine has bir şekilde adımlarını yüksek atar.
Karakteri
Minyatür Pinscher kendine güvenen ve başına buyruk küçük bir köpektir. Bu mağrur ve aşırı cesur köpek havlamayı sever. Sahibine çok sadıktır. Zeki, yaşam dolu ve cesurdur. Küçük bir köpek vücudunda büyük bir köpek kalbi taşır. Minyatür Pinscher orta derecede bir koruma güdüsü vardır. Diğer köpeklere karşı saldırgan olabilir; ancak diğer ev hayvanları ve onu sıkıştırmayan çocuklarla arası iyidir. Yabancılara karşı şüphecidir; ancak davranışı tamamen yavruyken nasıl yetiştirildiği ile alakalıdır. Çok şımartılmamalı aksi halde bir despota dönüşebilir. Minyatür Pinscher çabuk öğrenir. 2-4 aylıkken diğer insan ve köpeklerle tanıştığı sosyalleşme sınıflarına götürülmesi tavsiye edilir. Tuvalet eğitimine dikkat edilmelidir. Minyatür Pinscher’a sık sık “Kucak Köpeklerinin Kralı” denir. Bu küçük köpekler bazen eşyaları kemirerek boğazlarına kaçırabilir. Aşırı beslenmemelidir.
Yaşam Ortamı
Minyatür Pinscher apartman hayatı için idealdir. İçerde oldukça aktiftir. Soğuk havalardan korunmalıdır.
Egzersiz İhtiyacı
Bu köpeklere yeterince koşma ve oynama fırsatı tanınırsa fazla egzersize gereksinim duymaz. Bahçenin onun kaçabileceği küçük deliklerden muaf olmasına dikkat edilmelidir.
Bakımı
Minyatür Pinscher’in kısa kürkünün bakımı oldukça kolaydır. Düzenli fırçalama ve gerekirse kuru şampuanlama yeterlidir. Bu ırk orta derecede tüy döker.
Kökeni
Minyatür Pinscher, Doberman Pinscher ile akraba değildir ve aslında Doberman’dan çok daha eski bir ırktır. Alman Pinscher’ı dahil Almanya’daki terrier ırklarından üretilmiştir. Minyatür Pinscher çiftliklerdeki fare nüfusunu kontrol altına almak için kullanılırdı. “Pinscher” kelimesi Almanca “terrier” demektir. Bu gün MinPin’in parlak karakteri ve zekası onu aranan bir eşlik köpeği yapmıştır. Minyatür Pinscher itaat yarışmaları, bekçi köpekliği ve agility’de başarı ile kullanılmaktadır.

juen.com.tr
Yazar: ozde
Küçük ırklar daha temkinli olmalarına rağmen erişkin iri köpeklerin küçük çocuklara karşı sanki erişkinlerden ayırt edercesine daha toleranslı tavır sergilemeleri çoğu insanda güven kaynağı yaratan bir inanışa neden olsa da, ki sayısız doğru örneklerini görmüşüzdür, konu prensipte bu kadar basit değildir. Gerçekçi olmak gerekirse konuya bakış açısı bu olmamalıdır.
Her şeyden önce 1.5-2 aylıkken anne ve kardeşlerinden ayrılan yavru özellikle de 4. ayına kadar çok yoğun bir şekilde devam eden sosyalleşme döneminde edindiği tecrübelere göre erişkin reaksiyonlarını biçimlendirir. Yavru bu dönemde insan ve çevresindeki diğer hayvanlarla mümkün olduğunca olumlu çağrışımlarla dolu hatırlarla donatılmalıdır. Bu dönemde çocuklarla olan ilişkileri fırsat verildiği ve önemsendiği ölçüde köpeğin bu küçük hareketli ve gürültücü yaratıklara karşı ömür boyu sürecek izlenimlerinde büyük önem taşır. Bu nedenle yavrunun çocuklarla ilişkileri yakından kontrol edilerek düzenli ve pozitif çağrışımlı tanışma olanakları sağlanmalıdır. Bu köpek tarafında atılacak ilk önemli adımdır.
Hızla büyürken çevresinde onu rahatsız eden gürültücü ve tacizkar çocuklardan edineceği korku ve endişe sonucunda köpeğin kendine güveni geldiğinde savunmaya geçerek istenmeyen sonuçlara neden olması muhtemeldir.
Çocuklar tanımadıkları köpeklere yaklaşmamalı, çevresinde av ve savunma güdülerini harekete geçirecek şekilde abartılı hareketler yapmamalıdır. Çığlık çığlığa kaçan bir çocuğu kötü niyetle olmasa da hevesle kovalayan bir köpeği düşünün. Tansiyon yükseldiğinde olayın kontrolden çıkması beklenmeyen bir senaryo değildir.
Çocuk kesinlikle tanısın tanımasın, özellikle de tanımadığı köpeklere, saygı duyması gerektiğini ailesinden öğrenmelidir. Köpekler ne bir sabır taşı ne de oyuncaktır. Taş atılan, bağlıyken kızdırılan, yemek yerken huzursuz edilen, huzur içinde uyumasına izin verilmeyen, ağzından çok sevdiği oyuncağı alınmak istenen köpekler savunmacı bir tavır sergileyebilir.
Unutulmaması gereken şey köpeklerin çoğunlukla sınırlarını çok iyi bildikleri bu tür ilişkilerde sınırı aşan ve ailelerince doğru şeklide kontrol edilerek yönlendirilmeyen taraf çocuklardır. Evin çocuğunu ısırdığı için uyutulmaya mahkum edilen bir köpek son anda kulağında evin çocuğunun kalemle açtığı bir yara fark edilerek ölümden kurtarılmıştır.
Akıldan çıkarılmaması gereken diğer bir konu da çocukların tavırlarının bir liderin vücut dilinden uzak oluşudur. Hiyerarşik olarak domine edilmeye çok müsait bir çocuk dozajı köpeğin kararlılığına kalmış bir şiddetle göz dağı hatta saldırganlıkla karşı karşıya kalabilir. Burada çocuk ile köpek arasındaki sosyal mesafenin korunması ve çocuğun yapabilecekleri ve yapamayacakları ile ilgili bilinçlendirilmesiyle sorunların önüne kolaylıkla geçilebilir. Bazı dominant köpeklerin daha uyumlu bir arkadaş olması için kısırlaştırılması gerekebilir.
Hiç bir çocuk, ne kadar güvenilir olursa olsun köpekle yakınında bir erişkin olmadan yalnız bırakılmamalıdır. Hiç bir ırk bu konuda tamamen güvenli olamaz. Bu ifade “köpeğin sağı solu belli olmaz” savını destekleyecek şekilde algılanmamalıdır. Baştan önlem almak olası trajik olayların telafisinden daha etkilidir.
Çocuğa mümkün olduğunca bir köpek saldırısına karşı kendini korumasını öğretmekte de fayda vardır. Direkt göz teması tehdit ifade ettiğinden yabancı bir köpeğin karşı saldırıya geçmesine neden olabilir. Ne yazık ki çoğu ısırılma olayı boylarının müsaitliğinden dolayı yüz ve çevresinde olmaktadır. Çocuğun elleri ve kollarıyla yüzü ve çevresini kapatarak yere kapanması çoğu saldırıyı daha az ciddi yaralarla atlatmasına yol açacaktır.
Yaşanılan tecrübe ne kadar acı olursa olsun çevrede dost köpeklerin çoğunlukta olduğu her zaman hatırlanarak çocuğun korkusunun bir fobiye dönüşmesi engellenmelidir. İlk fırsatta dost canlısı bir yavruyla köpeklere karşı güvenini tekrar kazanmalıdır.
cembakachan