

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 05-22-2012
Saat: 09:52
Veteriner AraVeteriner Hekim ve Hayvan Severlerin Buluşma Noktası |




(5,00 out of 5)



(3,50 out of 5)



(3,00 out of 5)



(2,83 out of 5)



(2,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)



(1,00 out of 5)
Yazar: ozde
Doğadaki bütün varlıklar canlılar ve cansızlar olarak iki büyük gruba ayrılır. İnsanlar, kedi ve köpekler, böcekler, balıklar, çiçekler, eğreltiotları ve ağaçlar, durgun sularda yaşayan ve mikroskopsuz görülemeyecek kadar küçük olan yaratıklar, hatta bunlardan da küçük olan hastalık yapıcı mikropların hepsi birer canlıdır. Binlerce değişik türü olan bütün bu canlıların taş, toprak, hava, su gibi doğal maddelerden insanın yaptığı en karmaşık makinelere kadar bütün cansız varlıklardan ayırt edilmelerini sağlayan bazı ortak özellikleri vardır.
Canlılar doğar, büyür, çevrelerindeki değişikliklere tepki gösterir, ürer ve ölür. İşte canlılar ile cansızlar arasındaki temel fark budur.
Yazar: ozde
SPARGANUM HASTALIĞI
Balık şeritlerinin kurtçuklarının (sparganum) ara konakları kurbağalardır. Uzakdoğu ülkelerinde, göz rahatsızlıklarında hasta bölgeye kurutul muş kurbağa sürmek, alışılmış bir tedavi yöntemidir. Böyle bir uygulama sırasında kurtçuklar, göz bölgesinden organizmaya girerek, çok ciddi bozukluklara yolaçarlar.
Hastalığa, Avrupa dışında dünyanın her yanında raslanır.
Klinik belirtiler
Hastalığın gözler dışındaki yerleşimleri oldukça iyicildir. Kurtçuklar, yerleştikleri bölgelerde kaşıntı, ağrı, bazen de derialtı apselerine yolaçarlar. Göze yerleşme durumu, yalnızca Uzakdoğu ülkelerine özgü bir biçimdir. Enfeksiyonun arttığı kişilerde ciddi göz bozunlarma yolaçar.
Tedavide tek çare, cerrahi yöntemlere başvurmaktır.
Hastalıktan korunma, ilkel tedavi yöntemlerinin bırakılmasıyla sağlanabilir.
KÖPEK KİSTİ HASTALIKLARI
Bir köpek şeridinin (Echinococcus granulosus) kurtçuklarının insan bedenine yerleşip gelişmeleri sonucunda çeşitli organlarda köpek kisti hastalığı (kist hidatik) ortaya çıkar.
Erişkin köpek şeridi, şeritlerin küçük boylu türlerindendir; uzunluğu 3-6 mm arasında değişir. Gövdesi üç halkadan oluşmuştur. Baş bölümünde çok sayıda çengel yeralır.
Köpek şeridi, köpeklerin barsaklarında yaşar. Dışkıyla dış ortama atılan yumurtalar koyun ya da sığırlar tarafından yutulurlarsa, bu canlıların bedeninde embriyo haline dönüşürler, sonra hayvanların karaciğerlerine yerleşerek kurtçuk haline gelirler. Bu merkezlerde yıllarca süren bir gelişim gösteren kurtçuklar, bu arada yerleştikleri organların bir karşı tepkisi olarak bir bağdokusu tabakasıyla sarılırlar. Böylece ortaya çıkan kist zarının iç yüzeyi, pekçok sayıda tomurcukla kaplıdır. Bu tomurcuklar kistlerin bulunduğu koyun karaciğerini yiyen köpeklere bulaştıklarında, erişkin hale geçerek, ikincil köpek kistlerinin kaynağı olurlar.
Bulaşma biçimi
Köpek şeridi türlerinin doğal evrimlerine, insan, raslantısal olarak konak görevi yapar. Kurtçukların insanlara bulaşması köpekler aracılığıyla olur. Bir köpek ile temas ettikten sonra elleri ağza götürmek, bulaşma olasılığını artıran en büyük etkendir.
Hastalık en çok koyun, sığır ve köpeklerin bir arada yaşadıkları yörelerde yaygındır. Köpek kistlerinin gelişimleri çok yavaş olduğundan, bulaşma tarihinden 10-20 yıl kadar sonra ortaya çıkarlar.
Köpek kistlerinin klinik belirtileri
Köpek kistlerinin gelişimlerinde çok uzun ve belirtisiz bir dönem vardır. Bu yüzden, bazı başka hastalıklar sırasında (kırıklar, çatlaklar, enfeksiyonlar) ya da sistemli bir klinik muayene ya da röntgen muayenesi sonucunda, raslantıyla teşhis edilirler.
Köpek kistleri her çeşit organ içinde gelişebilirler. Ama en sık raslananları, karaciğer köpek kistleridir. Kistlerin yerleştikleri öteki organlar akciğer, dalak, beyin, kemikler, böbrekler, ender olarak da kalptir.
Karaciğer köpek kisti
Yeryüzünde, koyun beslenen bölgelerde çok yaygın bir hastalıktır. En sık görüldüğü ülkeler Güney Amerika (Arjantin, Şili, Uruguay), Avustralya, Kuzey Afrika ve Akdeniz kıyıları ülkeleridir (Türkiye, Yunanistan, Sicilya, Korsika, İspanya, Portekiz).
Yalın bir karaciğer köpek kisti, sistemli bir klinik muayene ya da röntgen muayenesi sonucunda açığa çıkarılabilir.
Hastaların klinik görünümleri, bir karaciğer büyümesi ya da uru ile aynı özellikleri taşır.
Röntgen filminde karaciğer içinde, çevresi hafifçe kireçlenmiş kist görülebilir. Karaciğerde kist bulunduğunu bildiren başka bir bulgu, bir akciğer filminde diyafram kubbesinin, sağ tarafta yukarı kalkmış görülmesidir. Böyle bir durumda, karaciğerin iyice muayene edilmesi gerekir.
Kistlerin çatlamaları, yırtılmaları, komşu organlara bası yapmaları ya da enfeksiyona uğramaları, çeşitli ihtilatlara yolaçar. :
En sık raslanan ihtilat, kistin safra yolları içinde yırtılmasıdır. Genel belirtiler arasında bulantılar, kusma, hafif ya da şiddetli karaciğer ağrıları, bazı hastalarda da ateş ya da kurdeşen nöbetleri sayılabilir. Teşhis, safra yollarında yapılacak röntgen incelemesiyle konur.
Kistin yırtılması, önemli bir ihtilata yolaçar. Karın boşluğunda olan bir yırtılma çok ciddi sonuçlar verebilir. Önce, 40°C’ı bulan bir ateşle birlikte atardamar basıncının düştüğü görülür. Bu evreden sonra en çok korkulacak durum, karın zarı yüzeyinde ikincil kistlerin oluşmasıdır. Yırtılmanın safra yolları içinde olduğu hastalarda, taşlı safra kesesi iltihabı ve sarılık belirtileriyle birlikte ateş yükselmeleri görülebilir.
Sindirim kanalı içinde bir kist yırtılması, barsak kanamalarına yolaçabilir.
Kistlerin, çok ender olarak göğüs bölgesinde (akciğer zarı, bronşlar) de yırtıldıkları görülmüştür.
Hacmi büyüdüğü zaman kistin komşu organlara bası yapması, hastalığın başka bir ihtilatıdır.
Safra yollarına bası yaptığında belirtiler, bir sarılık başlangıcı belirtileriyle aynıdır.
Alt ana toplardamarın bası altında kalması, alt üyelerde ödemlere, kapı toplardamarının bası altında kalması ise dalağın şişmesine, ve bazı hastalarda sindirim kanalı kanamalarına neden olur.
Oldukça sık raslanılabilen kist enfeksiyonlarında, kistin bir karaciğer apsesi haline dönüştüğü görülür.
Ancak, genel olarak incelendiğinde, kist ihtilatlarına ender raslanır. Normal koşullar altında kistler, çoğunlukla bütün yaşam boyunca belirti vermeksizin gelişerek, içlerindeki sıvının kurumasından sonra kireçlenirler.
Akciğer köpek kisti
Akciğerde gelişen kistler de, karaciğerde gelişenler gibi belirti vermediklerinden, başka nedenle çekilen bir göğüs filminde raslantıyla ortaya çıkarılırlar. Kistin röntgen filminde görüntüsü, yeri ve boyutları değişen yuvarlağımsı bir saydamsızlık (leke) biçimindedir.
Kistlerin bronşlar içinde yırtılmaları, göğüs ağrılarına yolaçar ve öksürükle birlikte kistin bütün içeriği dışarı atılır.
Bazen, akciğer köpek kistleri enfeksiyona uğrayabilirler.
Dalak köpek kisti
Karaciğerde köpek kisti ortaya çıktığında, dalakta da kistler oluşması olasılığı yüksektir. Bu nedenle, her zaman karaciğer kistleriyle birlikte dalak kistlerinin de aranması gerekir. Röntgen görüntüleri, ya bir kireçlenme biçimindedir ya da dalak büyümesini andırır.
Beyin köpek kisti
Yerleşme bölgesine bağlı olarak, sinirsel belirtiler ve baş ağrılarıyla birlikte bir ur görünümündedir.
Kemik köpek kistleri
Çok ender ortaya çıkar, oldukça yavaş bir gelişme dönemi geçirirler. Bu kistler de ötekiler gibi, başka bir muayene (kırık, çatlak araştırılması) sırasında raslantıyla teşhis edilirler.
Köpek kistlerinin teşhisi
Kistlerin yerleşme bölgelerine göre çok çeşitli ve özel muayene yöntemleri uygulanır. Kistin köpek kisti olduğu, genel kan incelemeleriyle saptanabilir.
Karaciğer bölgesinde yerleşme durumunda
Röntgen incelemesi son derece önemlidir. Görüntü, kistin kireçlenmiş olduğunu ortaya koyar.
Safra yollarının incelenmesi (ağız yoluyla karşıt madde verilerek safra yolları filmi çekme), kistin (varsa) bu yollarla bağlantısını ortaya çıkarabilir. Bir kistin bası yaptığı karaciğer damarlarının saydamsızlaştırıcı maddeyle boyanması da, kisti ortaya çıkarır.
Karaciğerin radyoizotopla incelenmesi, karaciğerde kiste uyan bir boşluğu ortaya çıkarır.
Kistlerin karaciğerin ön taraflarına yerleştikleri durumlarda teşhis, karın içine bakma (lapa-roskopi) muayenesiyle konur.
Akciğer bölgesinde yerleşme durumunda
Bu bölgede kistin teşhisi gene röntgen incelemeleriyle konur. Ayrıca radyoizotop yöntemi uygulanabilir.
Kan incelemeleriyle kistlerin köpek kisti oldukları saptanabilir. Daha önce anlatılan belirtilerin bulunmadığı durumlarda, bağışıklık testleri (çökertme ve kompleman bağlama tepkimeleri, flüoresan-antikor tepkimeleri) ve alerji tepkimeleri (casoni) teşhisi sağlar.
Tedavi
Yerleşme bölgesi hangi organ olursa olsun, kistin cerrahi yöntemler uygulanarak çıkarılması gerekir. Kistin teşhisinden sonra yolaçabileceği ihtilatlar gözönünde tutularak, cerrahi girişim elden geldiğince erken uygulanmalıdır.
Korunma
Kistlerden korunmak için, köpeklerin kasap dükkanları ve mezbaha gibi yerlerden uzaklaştırılması ve asalak hastalığından ölmüş bütün kesim hayvanlarının yakılması gerekir. Ayrıca sağlık koruma kurallarına sıkıca uyulmalıdır.
Yazar: ozde
Avustralyalı araştırmacılar, bal arılarının dörde kadar sayabildiğini keşfetti.
Queensland Üniversitesi’nden Mandyam Srinivasan, bal arılarının sayı sayabildiğini kanıtlayan deneyini, Avustralya radyosu ABC’ye anlattı. Srinivasan, bir tünele beş işaret koydu ve bunlardan birine nektar yerleştirdi. Bal arılarının kısa sürede bulduğu nektarın yeri değiştirildi ve bir başka noktaya kondu. Araştırmacı, arıların önce nektarı ilk buldukları boş noktaya, sonra ikincisine gittiğini gördü. Fakat arılar, bu sıralamayı ancak dörde kadar akıllarında tutabildiler. İsveçli araştırmacı Marie Dacke ile birlikte deneyi tamamlayan Srinivasan, “Susam tanesi büyüklüğünde bir beyinleri olan bu yaratıkları inceledikçe daha çok şaşırıyoruz. Sözde daha yüce varlıklar olan biz insanlarla kıyaslandığında, aslında kapasiteleri oldukça yüksek” dedi.
Yazar: ozde
İlkbahar bitip yaz aylarına girildiğinde artık büyük bal toplama mevsimi de başlamış olur. Bal toplama mevsiminin başladığı arıların kovana girişlerinden belli olur. Uçma tablasının üzerinde polen taşıyan arılardan başka, vücut hatları daha irice ve sanki bir şeyden ıslanmış gibi rengi koyulaşmış olan arılar da görülür, işte bunlar bal özü taşıyan arılardır. Ayrıca öğleden sonra uçuş tahtası üzerinde çok sayıda işçi arı arkaları kovana dönük şekilde kanat çırpar. Vantilasyon yapan bu arıların amacı kovan içinde hava sirkülasyonunu sağlayarak, getirilen taze balın suyunu uçurmak ve kovan içinde oluşan aşırı rutubeti dışarı atmaktır.

Kovan kapağı açıldığı zaman artık arıların eskisi kadar hırçın olmadıkları fark edilir ve kovan içinden taze balın kokusu duyulur. Çıtaların üst kısımlarının beyaz petekle kabartıldığı görülür. Ballıktan bir çerçeve çekilirse artık balın sırlanmaya başladığı tespit edilir.
Arılıktan bir test kovanı seçilerek altına tartı için bir baskül konursa, günlük ağırlıklar karşılaştırılarak büyük bal toplama mevsiminin başladığı pratik olarak anlaşılabilir.
Yaz ayında arıcı kovanların içindeki bal durumunu izleyip gerekli müdahaleleri zamanında yapmalıdır. Eğer mevsim çok elverişli ve gelen bal da çoksa, bal sağımına hemen başlanır. Petek gözlerinin en az üçte ikisi kapanmış petekler hiç bekletilmeden sağılarak boşalan petekler kovandaki yerlerine tekrar konur. Böylece hazır kabartılmış peteği arılar çok kısa zamanda tekrar balla doldurabilirler. Bal akımının yoğun olduğu dönemlerde arılar 3-5 günde bir katı doldurabilir.
Arı nüfusu birinci ballığa sığmamaya ve ballıktaki çerçeveler sırlanmaya başladığında, artık ikinci ilaveyi verme zamanı gelmiştir. İkinci ilave genellikle kuluçkalıkla birinci ilavenin arasına konur. İlk konulan ilave bal dolu çerçevelerin sırlanması için en üste yer alır, ikinci ilave de hemen kuluçkalığın üzerinde olduğu için arılarca daha kolay kabartılarak bal depolanmaya başlanır.
Bu mevsimde arıları güneşten ve sıcaktan korumak gerekir. Fazla güneşe maruz kalan arılarda miskinlik ve uyuşukluk görülür. Kovaniçi sıcaklığın 37 dereceden yukarıya çıktığı durumlarda arılar çalışmayı bırakır. Bütün güçlerini kovanın soğutulması için vantilasyon yapmaya harcarlar. Ayrıca yüksek sıcaktan kovan içindeki petekler eğilir yamulur.
Kovanları sıcaktan korumak için üzerlerine çardak yapılabilir ya da ot, dal parçaları konulabilir.
Bu ayda eğer etraftaki su kaynakları yeterli gelmiyorsa arılıkta muhakkak sulama tertibatı bulunmalıdır.

Arılar çok yüklü ve yorgun geldikleri zaman genelde kovan uçma tablasına konamayarak yere düşer. Bal toplama mevsiminde mümkünse bu uçuş tablasının genişletilmesi gerekir.
Yine bu mevsimde kovanların önünü kapayacak kadar büyüyen yabani otlar temizlenmeli arılara rahat uçuş imkanı sağlanmalıdır.
Yaz sonunda özellikle sarıca arılara karşı gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu dönemde sarıca arılar arılıklara saldırarak, onların depoladıkları bala ortak olmaya çalışırlar. Ayrıca bir şekilde arazide kendine yuva yapmış kaçak oğullar eğer kış için gerekli balı toplayamadılarsa, arılıklara saldırarak yağmalamaya çalışırlar. Bunlara harami arılar denir. Bununla ilgili önlemler de alınmalıdır.
Yaz mevsiminin sonlarına doğru artık arazideki bal kaynakları kesilir. Arıların bal getirme işlemi azalmaya başlayınca bal hasadı zamanı gelmiş demektir. Bal hasadı fazla gecikmeden usulüne uygun bir şekilde yapılır.
BAL HASADI:
Bal hasadı bal toplama mevsiminin sonlarına doğru, arazideki nektar akımı henüz bitmeden yapılmalıdır. Nektar akımı kesildikten sonra yapılan bal hasadında arılar çok hırçın olur ve yağmalama eğilimi gösterir.
Hasaddan önce arıcı problem yaşamamak için gerekli bütün hazırlıkları yapmalıdır.
İlk hazırlık, hasat edilen balların konacağı mekanın hazırlanmasıdır. Burası arıcının rahat çalışabileceği şekilde düzenlenir. Odanın içerisine arı girmesini engelleyecek bütün önlemler alınır.
İkinci hazırlık arıcının kendi hazırlığıdır. İyi bir maske ve iş tulumu giyilir. Özellikle paçalardan arı girişini engellemek için ayaklara poşet geçirerek paçaların lastikle bağlanması önerilir.
Arıcı bütün ekipmanını gözden geçirir. Eldiven, eldemiri, fırça, körük, üzerine ballık ilavelerini koyabileceği bir sehpa, arıları kovan önüne silkme esnasında kullanacağı genişçe beyaz bir örtü hazırlar.
Bal hasadına yağmacılık tehlikesini önlemek için sabahın erken saatlerinde başlanır. Saatler ilerleyip havanın ısınmasıyla birlikte yağmacılık eğilimi başladığında hasada son verilmelidir. Soğuk ve bulutlu günlerde de arılar kuluçkalıkta salkım düzenine geçeceklerinden, ballıktaki arı sayısı en asgari seviyede olur.
Arıları ballı çerçevelerden uzaklaştırmak için genellikle 4 yöntem kullanılır:
1) Silkme, Süpürme Yöntemi: Çok büyük miktarlarda kovanı olmayan arıcıların en çok uyguladıkları yöntemdir. Temiz ve sağlığa zararlı katkı maddesi içerme riski olmayan bu yöntemin en büyük dezantajı arıların hırçınlaşması ve yağmacılıktır.
Üzerine kovan gövdesinden ayırdığımız ballıkları koyacağımız bir sehpa hasat yapacağımız kovanın yanına yerleştirilir.
Usulüne uygun yakılmış olan körükten yavaşça dalgalar halinde örtü tahtasının kenarlarından 2-3 kere duman verilir.
Ballık ilavesi eldemirinin yardımı ile kuluçkalıktan ayrılarak sehpanın üzerine konur ve üzeri hemen örtülür. Kuluçkalığın üzeri de örtü tahtasıyla kapatılır.

Bu aşamada iki silkeleme yönteminden birisini tercih etmek gerekir. Birincisi arılar kovan önüne silkelenebilir. Bunun için hazırlanan beyaz örtü uçma tahtasını da kaplayacak şekilde kovan önüne serilir. Örtüye silkilen arılar körükle duman verilerek kovana doğru yönlendirilir.
İkinci silkeleme yönteminde ise kuluçkalık örtü tahtasıyla kapatılır fakat arıların yukarı ve aşağı gitmelerini sağlayacak bir delik bırakılır. Bu sayede kuluçkalıktaki arıların hasat sırasında rahatsız olup hırçınlaşmaları engellenmiş olur. Kuluçkalığın üzerine içinde 4-5 adet boş petekli çerçeve bulunan bir ballık ilavesi konur, üstü ıslak bir bezle örtülür. Arılar üstteki ballığın örtüsü yarım açılarak buraya silkinir. Arada bir ballığın üzerinde duman gezdirilerek arıların uçuşları engellenir.
Bazı arıcılar kuluçkalık üzerindeki ballığı almadan doğrudan ballı çerçeveleri almaya ve arıları bunun üzerine silkmeye başlarlar. Bu oldukça sakıncalı bir yöntemdir. Çünkü ballık içine silkilen arı tam yerine yerleşmeye başlarken ikinci çerçeveyle yukarı çıkarak tekrar silkinir. Birden fazla silkilen arılar ise hırçınlaşarak deli gibi saldırmaya başlar ve hasadı zora sokar.
Bazı arıcılık kitaplarında ise ballık alındıktan sonra çerçevelerin doğrudan kuluçkalığa silkelenmesi önerilmektedir. Özellikle hırçın arı ırklarıyla çalışan arıcılar için bu da işi zora sokan bir yöntemdir. Bu şekilde davranıldığında kuluçkalıkta bulunan arılar da taciz olacağından hırçınlaşarak saldırmaya başlar.
Silkeleme işleminde çerçevenin iki ucu tutularak hızlıca aşağı doğru silkme hareketi yapılır, ya da çerçeve tek ucundan tutularak boşta kalan elle çerçeveyi tutan elin üzerine sertçe vurularak arıların aşağı düşmesi sağlanır. Arıcı kalan bir kaç arıyı da yavaşça fırça ile süpürüp uzaklaştırarak elindeki çerçeveyi yardımcısına verir. Yardımcı çerçeveyi alarak bu iş için hazırlanmış altı kapalı bir kutunun içine koyar ve hemen üstünü ıslak bir bezle kapatır. Bu şekilde hızlıca hasat yapılmış olur. Bu esnada arıcı sağa sola bal bulaştırmamaya ve arıları öldürmemeye dikkat etmelidir. Bal bulaşıkları yağmacılığa neden olur.
Hasat edilen kovanın üzeri hızlıca örtülür ve ikinci kovana geçilir.
2) Arı Kaçıran Yöntemi: Bu yöntemde ortasına arı kaçıran aleti monte edilmiş örtü tahtası kuluçkalık ile ballık arasına konur. Arı kaçıran sayesinde arılar kuluçkalığa inebilirler fakat yukarı çıkamazlar. Böylece 2-3 gün içerisinde ballık arılardan boşalmış olur ve ballı çerçeveler kolaylıkla hasat edilir. Bu yöntemin sağlıklı olarak uygulanabilmesi için ballıkta kuluçka olmaması gerekir, çünkü bakıcı arılar aşağıya inmedikleri için ballık boşalmamış olur. Bu yöntemin sakıncası ise özellikle çok sıcak havalarda vantilatörcü arılar yukarıya çıkamadığı için ballıktaki balların erimeye başlamasıdır.
3) Kimyasal Madde Yöntemi: Bu yöntem yurtdışında çok büyük ticari arılıklarda kullanılır. Arıların kokusundan hoşlanmadığı madde kapağın altına yapılan özel bir düzeneğe sürülerek kovan kapatılır. Arılar belli bir süre zarfında ballığı terk ederek kuluçkalığı iner.
Bu yöntemde kullanılan kimyasal maddelerden bazıları insan ve arı sağlığı açısından risk oluşturduğundan uygulanabilmesi için yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.
ABD’de kimsayal madde olarak yalnızca “Benzaldehyde” ile “Propionic ve Butric Anhydride” kullanımı için izin verilmektedir. Ülkemizde bazı arıcılar tarafından kullanılan ticari adı “Fenol” olarak bilinen “Carbolic acid” kullanımı ise yasaklanmış bulunmaktadır.
4) Hava Üfleme Yöntemi: Bu yöntem basınçlı hava üfleyerek arıların çerçevelerden uzaklaştırılması esasına dayanır. Bunun için kovan önüne altı açık bir sehpa konur. Kovan uçma deliği ile sehpanın arasına genişçe bir bez gerilir. Ya da uçma deliğine arıların rahatlıkla tırmanması için bir rampa konulur. Ballık sehpanın üzerine konarak çerçeve aralarından basınçlı hava püskürtülür. Havanın tazyikiyle örtü üzerine düşen arılar dumanla yönlendirilerek kovana girmeleri sağlanır. Arılardan boşalan ballık altı ve üstü kapatılarak süratle arılıktan uzaklaştırılır.

Yurtdışında bu iş için geliştirilmiş çok çeşitli modellerde hava üfleyen aletler satılmaktadır. Ülkemizde ise pratik olarak havayı dışarıya üfleme düzeneği olan elektrikli süpürgeler kullanılabilir.
HASAD’TAN SONRA YAPILACAK İŞLER
Balın Süzümü
Bal süzme işlemi yapılmadan önce oda sıcaklığı, süzme kolaylığı ve akıcılığın sağlanması açısından 25-30 oC olmalıdır. Süzülecek çerçevelerin petekleri üzerindeki sırlar, sır bıçağı veya sır tarağı ile alınır.

Sırı alınan petekler elle veya elektrikle döndürülen santrifüj (bal süzme) makinesine yerleştirilerek balları çıkartılır. Yurt dışında sır alma ve bal süzme işlemi, çoğunlukla tamamen otomatik makinelerle yapılmaktadır.
Peteklerde kalan bal bulaşıklarının temizlenmesi için balı süzülmüş petekler akşam üzeri kuluçkalığın üzerine verilerek arılarca temizlenmesi sağlanır. Bu temizlenme işi yağmacılığa neden olmamak için kesinlikle gündüz yapılmamalıdır. Bu çerçevelerden temiz ve kullanılabilecek olanlar saklanarak ilkbaharda tekrar kovanlara verilebilir.
Balı Süzülmüş Peteklerin Değerlendirilmesi
Balı alınan peteklerin tekrar kullanılabilecek durumda olanları tecritli petek odalarında muhafaza edilir. Petek güvesine karşı, petekler askıya dizilerek içinde korlaşmış mangal kömürü bulunan mangallarda veya elektrik ocaklarında toz kükürt yakılarak dumanlama yapılır. Ancak bu uygulamada peteklerde bulunan güve yumurtaları ölmediğinden uygulama 2-3 haftalık aralıklarla bir kaç kez tekrarlanır. Gerektiğinde bu petekler gelecek ilkbaharda tekrar kullanılabilir. Ancak bu tür peteklerin tekrar kullanılması hastalıklar yönünden riskli olabilir. Bu yüzden bazı ülkelerde peteklerin sadece bir yıl kullanılmasına müsaade edilir. Muhafaza yönteminde naftalin kesinlikle kullanılmamalıdır. Petrol ürünü olan naftalin kanserojen bir madde olup bal ve balmumundaki kalıntısı insan sağlığı için tehlikelidir. Kullanılamayacak durumdaki petekler, eritilerek kalıp mum haline getirilir.
Balın Dinlendirilmesi
Bal süzme makinesinde elde edilen bal, gittikçe incelen çok katlı elekten geçirilerek mum kırıntıları ve diğer yabancı maddeler ayıklanır. Buna rağmen küçük parçacıklar ve oluşan hava kabarcığı balın rengini bulandırır. Bunun için bal, dinlendirme tankına alınır ve dinlendirilir. Küçük mum kırıntıları ve hava kabarcığı köpük şeklinde üstte toplanır. Köpüklü kısım arılara yem olmak üzere ya da sirke ve likör yapımı için ayrı bir yerde depolanır. Dinlendirme kabındaki bal durulduğunda ve berraklaştığında ambalajlanabilir.
Balın Depolanması
Bal, değişik yapı taşlarından oluştuğundan depolama sırasında bile yapısal olarak sürekli değişikliğe uğrar. Bu değişmeler genellikle kristalleşme, renk koyulaşması, asitlik derecesinin artması, balın içinde bulunan şeker çeşitlerinde artma ve azalma olması şeklindedir. Bunun yanında balın depolanma süresinin artması ve ısıtılması HMF (hidroksi metilfurfurol) değerini yükseltir.
Balın kristalleşmesi 5-7 ºC’ da, ekşimesi 10 ºC’ da başladığından süzülen ballar eğer ısıtılmayacaksa 5 ºC’ nin altında tutulmalıdır. Kristalize olmuş balın tekrar eski haline dönmesi için bal kabı sıcak su dolu bir kap içerisinde bekletilerek balın çözülmesi sağlanır. Bal kabı hiçbir zaman doğrudan ateş ile temas etmemelidir. Çözünen bal tekrar kristalize olabilir.
veteriner.cc
Yazar: ozde
1. Balın Tanımı:
Bal, Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı Bal Tebliğinde “Bal; bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddelerle karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı madde” olarak tanımlanmıştır. Tanımından da anlaşılacağı üzere bal saf ve doğal olmalı, hiçbir katkı maddesi veya kalıntı içermemelidir.

2. Balın Sınıflandırılması:
Balın sınıflandırılması üretim ve pazarlama şekline ya da kaynağına göre yapılmaktadır. Üretim ve pazarlama şekline göre bal; süzme ve petekli, elde edildiği kaynağa göre ise çiçek ve salgı balı olarak sınıflandırılabilir.
Çiçek balı; genellikle bitkilerin çiçeklerinde bazen de kiraz, bakla, pamuk, ve şeftali gibi bitkilerin yaprak sapı ve gövdelerinde bulunan nektar bezlerince salgılanan nektarın arılar tarafından toplanması ile oluşturulan baldır.

Salgı balı; çam, meşe, kayın ve ladin gibi orman ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin salgıladığı tatlı salgıların arılar tarafından toplanması ile oluşturulan baldır. Ülkemiz için en önemli salgı balı çam balıdır.
3. Balın Bileşimi:
Balın bileşimi, üretimin yapıldığı yöredeki bitki türlerine ve üretimin yapıldığı zamana göre değişmektedir. Ancak genel ortalama olarak balın %80′i değişik şekerlerden %17′si sudan meydana gelir. Geri kalan %3′lük kısım başta enzimler olmak üzere, balı bal yapan ve balı değerli kılan maddelerden oluşur.
4. Balın Bileşimini Oluşturan Maddeler:
Su
Baldaki su miktarı balın olgunlaşma durumuna bağlı olarak farklılık gösterir. Normal olarak olgunlaşmış ballar %17 dolayında su içerirler. Baldaki su oranının yüksek olması balın daha kolay bozulmasına neden olur. Bu nedenle süzme bal, tamamen veya en azından yarısı sırlanmış peteklerden elde edilmelidir.
Karbonhidratlar
Bal, kaynağına ve bal özünü bala çeviren arıların salgı bezlerinin salgıladıkları enzimlerin aktivitelerine bağlı olarak yaklaşık 15 çeşit şeker içerir. Ancak, şekerler içersinde büyük çoğunluğu früktoz (levüloz) ve glikoz (dekstroz) oluşturur. Balda toplam şeker oranı % 80 dolayındadır.
Mineral Maddeler
Balda; demir, bakır, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum, alüminyum, krom, nikel ve kobalt gibi değerli mineral maddeler vardır. Salgı balları mineral maddelerce daha zengindir. Bu özelliğinden dolayı tedavi amaçlı da kullanılırlar ve kristalize olmadıkları için bazı tüketiciler tarafından tercih edilirler.
Proteinler
Balın kaynağına bağlı olarak, proteinlerin yapı taşları olan aminoasitler ballarda oldukça düşük düzeylerde bulunurlar. Balda 17 adet farklı aminoasit tespit edilmiştir.
Asitler
Asitler, bala kendine has kokuyu veren maddeler olup balın asidik yapıda olmasını sağlarlar. Balın pH değeri değişik şartlar altında 3.4 ile 6.1 arasında değişmekle birlikte ortalama olarak 3.9′dur.
Enzimler
Balda, bir kısmı bitkilerden bir kısmı da arının salgı bezlerinden gelen değişik enzimler bulunur. Enzimler balın en değerli maddeleridir. Doğal ve ısıtılmamış ballarda enzim miktarı oldukça yüksek olup bu tür ballar kaliteli ve çok değerlidir. Bal ısıtıldığı oranda enzim değerinde kayıplar olur.
Vitaminler
Bal, kaynağına ve içerisindeki polenlerin miktar ve çeşidine bağlı olarak B, C, E ve K vitaminleri içerir.
5. Balın Fiziksel Özellikleri:
a) Renk Özelliği
Balın rengi, elde edildiği kaynağına bağlı olarak su renginden siyaha kadar büyük bir varyasyon gösterir. Ayrıca, balın ısıtılması ve uzun süre açıkta tutulması balın rengini değiştirmektedir.
b) Viskozite
Balın bünyesi ya da akıcılığa karşı koyma özelliği de denilen viskozite, bal içinde mevcut su oranı ile yakından ilgilidir. Balı ısıtarak viskozitesini azaltmak mümkündür.
c) Işığı Döndürme
Balın polarize ışığı sağa ve sola döndürmesi, balın kaynaklarına göre farklılık gösterir. Nektar balları ışığı sola, salgı balları ise sağa döndürmektedir. Sakkaroz denen çay şekeri de ışığı sağa döndürür. Bu özellik sahte balların tanınmasına yardımcı olur.
6. Balın Kimyasal Özellikleri:
a) Balın Tadı ve Kokusu:
Bal, elde edildiği kaynağa bağlı olarak kendine has tat ve kokuya sahiptir. Bu itibarla ısıtma, işleme, depolama gibi işlemlerde balın kendine özgü tat ve kokusunu değiştirecek yanlış uygulamalardan kaçınmak gerekir.
b) Balın Şekerlenmesi:
Bazı tanım ve hükümleri “Bal standardı” bölümünde verilen 2000/39 sayılı “Bal Tebliği”nde kristalize bal “kristalizasyon metotlarının herhangi birine tabi tutularak veya balın kristalleşmesi için herhangi bir işleme tabi tutulmaksızın tamamen veya kısmen şekerleşmiş, krema ve fondan kıvamdaki bal” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi balın şekerlenmesi bozulma olmayıp balın elde edildiği bitkisel kaynağa göre oluşabilen doğal bir olaydır. Ancak tüketicilerin çoğu kristalize olan balı bilgisizlik sonucu hileli bal olarak düşünürler. Bu yanılgı, ülkemizde özellikle süzme bal pazarlamasında sıkıntılara yol açmaktadır. Gerçek olan, pek çok doğal ve kaliteli balın çok çabuk hatta süzme aşamasından hemen sonra bile şekerlenmeye başlayabileceğidir.

Balın şekerlenip şekerlenmemesi üzerine; balın su, glikoz ve früktoz oranları, balın depolanma sıcaklığı, depolama sıcaklığının dalgalanması ve balda bulunan polen gibi katı partiküllerin miktarı etkili olmaktadır. Balın früktoz oranı düşerken glikoz oranının artması şekerlenmeyi destekler. Ancak, son yapılan çalışmalarda balın şekerlenme eğiliminin belirlenmesinde daha çok glikoz/su oranı üzerinde durulmaktadır. Buna göre, glikoz/su oranı 1.7′den daha düşük balların şekerlenmediği, bu oranın 2.1′den daha yüksek olan balların ise kısa sürede şekerlendiği bildirilmektedir.
Özellikle tüketicilerin bilgilendirilmesi yönünden tekrar etmek gerekirse, balın şekerlenmesi tamamen doğal bir olaydır ve balın kalitesini etkilemez. Batı ülkelerinde kristalize olmuş hatta özel yöntemlerle kristalleştirilip krem haline getirilmiş ballar zevkle tüketilirken ülkemizde bu tür ballara şüphe ile bakılması büyük bir yanılgı olup doğal ve kaliteli bala yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Balın kristalleşmesini önlemek için bazı yöntemler önerilse de çoğu ya yasal değildir ya da pratik uygulamadan uzaktır. Uygulanabilecek en basit yöntem balın önce oC’da 5 hafta bekletilmesi sonra da 14 oCÕda saklanmasıdır. Tüketiciler, istediklerinde kristalize olan balı sıvı hale getirmek için bal kabını, sıcaklığı 38 oC geçmeyen ılık su içinde tutabilirler.
Ayçiçeği, yonca, kavun, karahindiba, pamuk balları çok çabuk şekerlenirken akasya, hardal, orman gülü ve salgı balları geç şekerlenir. Adaçayı balı yıllarca şekerlenmeden kalabilir.
c) Balın Fermantasyonu:
Balın içindeki şekerlere dayanıklı mayalar, özellikle su oranı yüksek balların fermantasyonuna (ekşimesine) neden olur. Sırlanmış ve olgunlaşmış balların su oranı daha az olduğu için ekşimesi zordur. Bu yüzden ballar olgunlaşmadan hasat edilmemelidir. Balın ekşimesini önlemek veya geciktirmek için bal, belli sıcaklıklarda, belli sürede ısıtılıp pastörize edilebilir. Ancak her ısısal işlem balın kalitesini ve değerini olumsuz yönde etkiler.
d) Balın Antibakteriyel Özelliği:
Bal, antibakteriyel bir özelliğe sahip olduğundan içersinde mikroorganizma yaşayamaz ve çoğalamaz. Son yıllarda bütün dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi olarak adlandırılan “apiterapi”de arı zehiri, propolis, arı sütü ve polen yanında bal da kullanılmaktadır. Arı ürünlerinin tümünün genel sağlık ve vücut direncini koruması yanında tedavi edici özellikleri de vardır. Balın antibakteriyel özelliği; asidik yapıda oluşuna, büyük oranda kuru madde (şeker) ve ayrıca enzimlerle glikozun parçalanması sonucu oluşan antiseptik bir madde olan hidrojen peroksit içermesine bağlıdır. Yüksek oranda şeker içeren bal, yüksek oranda su içeren hastalık etmeni mikroorganizmanın su kaybederek ölmesine ya da çoğalamamasına yol açarak antibakteriyel etkisini gösterir.
7. Balın İnsan Sağlığı Açısından Önemi:
Yüksek enerjili ve karbonhidratlı bir madde olan bal, tadı, aroması ve diğer üstün özellikleri nedeniyle insanlar tarafından daha çok bir besin ve enerji kaynağı olarak tüketilmektedir. Bal, aynı zamanda tedavi edici olarak da örneğin çam balı sindirim sistemi rahatsızlıklarında, okaliptüs balı ise solunum sistemi rahatsızlıklarında kullanılabilmektedir.
Zengin bir besin kaynağı olan bal, bebek ve çocukların beslenmesinde de önemli bir yere sahiptir. Çabuk sindirilmesi, bünyesindeki serbest asitler dolayısıyla yağ hazmını kolaylaştırması, anne ve inek sütündeki demir ve diğer eksikliklerin gidermesi, iştah açması gibi özellikleri ve ayrıca sakinleştirici etkisi balın önemini daha da arttırmaktadır. Koyu renkli balların kan yapıcı özelliği, açık renkli ballara kıyasla daha fazladır.
Bal, yalnızca bebek ve çocukların beslenmesinde değil büyüklerin beslenmesinde de yararlıdır. Özellikle çabuk enerjiye dönüşen hazır bir gıda olması nedeniyle, yüzme, dağcılık, atletizm, basketbol, futbol, bisiklet yarışı gibi sporlarla meşgul olan kimselere güç vermek ve yorgunluklarını hafifletmek için kullanılabilir.
Bal, bir besin ve enerji kaynağı olması yanında çeşitli hamur işlerinde ve pastalarda da kullanılmaktadır. Kattığı hoş tat ve aromasının yanı sıra, özellikle levüloz şekerinin su tutma yeteneğinden dolayı, bu yiyeceklerin uzun süre bayatlamadan taze kalmasını sağlar.
veteriner.cc